II. MAHMUD HÂN’I ZİYARET
II. Mahmud Hân, üzüntülüydü. Gözlerinde kurumaya hiç fırsat bulamamış nemler vardı. Bünyesi de zayıf, nahif ve cılızdı. Huzûruna gelen gence doğru başını yavaşça döndürüp şöyle dedi:
“–Evlâdım! Haremeyn’deki vakıfların birçoğunda benim tuğram var. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in muhabbetiyle o mübârek beldelere güzel hizmetler götürdüm.
Ancak batının ve gâfil, menfaatperest devlet adamlarının tesiri altında yaptığım yanlışlıklar yüzünden halk bana «gâvur pâdişah» dedi. Bunu duyunca dünyâ başıma yıkıldı. Benim hayâtım size bir misâl olsun! Ben yanlış bir siyâset tâkip edip koca bir medeniyetin sarsılmasına sebep oldum. Aslında böyle olmasını istememiştim. Batıya râm olmak, onu körü körüne taklîd etmek, bana ve milletime zül idi. Lâkin ilmî ve rûhî bir hamle yapacağım yerde şeklî ve nefsânî bir hendesenin içine sıkıştım. Hayâtımın son demleri de bu hatâmın acı meyvelerini yemekle geçti. Hatâlarımı anlayarak sonunda:
«–Beni bir câmîye götürün! Son nefesimi Allâh’ın bir mâbedinde vermek istiyorum…» dedim.
Aman evlâdım! Benim yaptıklarımdan ve hazin neticelerinden ders alın da kendi dînî ve millî şahsiyet ve ahlâkınızı kaybetmeyin!..”
Sultan daha fazla bir şey söylemek istemediğinden ayağa kalktı. Gözlerinden akan yaşları göstermek istemiyor gibiydi. Târih Baba ve genç, huzurdan ayrılıp II. Mahmud’un oğlu, şehid Sultan Abdülazîz Hân’ın yanına revân oldular.
