İÇİNDEKİLER
ARAMA:

ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNİ ZİYARET

Çanakkale şehidlerinden kanlar içinde kalkan

biri,

gence şöyle hitâb etti:

“–Torunum! Bugün Anadolu’da tüten her evin kudsî hâtırasında bir Çanakkale şehîdinin olduğu muhakkaktır. Her âile bir Çanakkale yetimidir. Bu hâl, nesilden nesile intikâl eden bir şeref madalyasıdır. Çanakkale, târihe müşahhas şehidlik mefhûmunu bir kez daha nakşetmiştir. Bu şehidlerin kabirleri sîne-i millettir.

Yavrucuğum! Sen de bizim bıraktığımız yetimimizsin, oğlumuzsun! Bizim gayretlerimiz, maddî ve mânevî yapımız, sizlerde de devâm etsin!..”

Bir başka Çanakkale şehîdi şunları söyledi:

“–Bak oğlum! Ben buraya gelirken ninen, senin babana hâmileydi. Ben ona bir kova buğday bile bırakamadım. İstanbul’dan buraya gelene kadar ayağımdaki postal parça parça oldu. Üstümdeki elbiselerim yamalıydı. Ancak verdiğimiz şerefli mücâdele neticesinde şimdi öyle bir durumdayız ki, nâil olduğumuz ilâhî nîmetleri saymakla bitiremem!..

Nasıl Bedir’deki ihlâsa mukâbil Cenâb-ı Hak meleklerini indiyse, biz de burada meleklerin kucaklarında can verdik. Buna düşman bile şâhit oldu.

Evlâdım! Güç, Allâh’ın gücü. Biz ne kadar kul olursak o kadar kuvvet gelir. Allâh, yerlerin ve göklerin hazinelerinin kendisine âit olduğunu bildirmiyor mu? İşte biz bunu bildik. Nasîbimizi aldık. Sizler de bizim hâlimizden nasîb alın!..

Asıl hayat buradaki hayat imiş! Dünyâdaki gafletler bunu nasıl da perdeliyormuş! Şimdi kabrimizde cennet huzuru içindeyiz…

Aman evlâdım! Târihine, lisânına, dînine sâhip çık! Geçmişini hatırlamayanlar, o ıztıraplı günleri bir kez daha yaşamak mecbûriyetinde kalırlar. Lisanlarını muhâfaza edemeyenler; kültürlerini, medeniyetlerini, hattâ dinlerini dahî muhâfaza edemezler. Kendi dilini bilmeyen, başka dil de öğrenemez. Deden Mehmed Âkif’in

şu ifâdelerini hiç unutma:

Îmândır o cevher ki ilâhî ne büyüktür!

Îmânsız olan paslı yürek sînede yüktür!..

……..

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır,

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır…

Evlâdım! Kendine dön; tâ derinlere giden köklerini iyi bil! Bil ki, ecdâdın beldelerden daha çok kalbleri fethetti. Çünkü kılıç, gönülle kullanılırsa zafere götürür. Gönül yoksa, kılıç, can yakan bir demir parçasından ibârettir. Sen de kılıçtan ziyâde gönlünle insanlığın fâtihi ol! Üstelik kılıcın zaferi geçici, kalemin ve gönlün zaferi dâimîdir.”

Bir başka şehid:

“–Evlâdım! Çanakkale’den alacağın bir ders de şudur ki; eğer bir harpte Allâh için, vatan ve millet için hakîkî şehidler veriliyorsa, bu kurbanların arkasından büyük zaferler gelir. Eğer bunun zıddına, bir muhârebede sadece molozlar, yâni iç dünyâsı bomboş yürekler ölüyorsa, onların ardında da yalnızca bir enkaz yığını kalır…”

Bir başka şehid:

“–Evlâdım! Her zafer bir fedâkârlığın mahsûlüdür. Cenâb-ı Hak, kâinatta ilâhî tanzimde her şeyi bir bedel mukâbili lutfetmiştir. Bir tohuma emek verdiğin ölçüde o neşv ü nemâ bulur. Zaferler, sabır, sebat ve çilenin eseri olduğu gibi bu dünyâ da âhiretin bedelidir. Hakîkaten nasıl yaşarsanız öyle ölüyorsunuz. Bunun için îman ve hizmeti aşk hâline getirerek yaşayın!

Ulvî bir aşkla yaşarsanız bu âlemde ve mahşerde Allâh’ın Arş’ı sizi gölgeleyecek, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, size kucağını açacaktır…”

Bir başka şehid:

“–Oğlum! Japonlar, nesillerine, Amerika tarafından atom bombasının atıldığı yerleri gösteriyor ve onlara, eğitimlerinin ciddî bir temel dâvâsı olarak: «Eğer gayret etmez ve maddî-mânevî her bakımdan güçlü olmazsanız, karşılaşacağınız felâket böyle olur. Yaşadığımız bu acı tabloyu unutmayın; onu dâimâ hatırda tutarak ileriye yürüyün, çalışın, çalışın!..» diyorlar…

O hâlde sen de gel bak; târihten bu yana, şu Anadolu topraklarında, Balkanlarda, Yemen’de, Cezâyir’de, Kırım’da ve daha nice yerlerde ceddinin yaşadığı acı-tatlı hâtıraları unutma! Yunan mezâlimini, Moskof mezâlimini ve Ermeni mezâlimini bir oku! En son olarak bilhassa Çanakkale’yi ve İstiklâl Harbini devamlı hatırında canlı tut! Son yıllarda yaşadığınız Bosna-Hersek gibi hâdiselerde de büyük ibretler var! Dostunu, düşmanını iyi tanı! Ayrıca yer altında ve yer üstünde hem maddî hem mânevî nice hazînelerin var. Bunları en güzel şekilde kullanmayı bil!

Sakın kendini küçük görme! Şunu iyi bil ki, bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir kumandanı, bir kumandan da bir memleketi kurtarabilir!..”

Son olarak genç ve Târih Baba, bir de Çanakkale’nin yiğit gâzîsi Seyyid Onbaşı’nın annesine uğradılar. Etrafında melekler ve şühedâ hizmet ediyordu. Konuşmaya başladı:

“–Oğulcağızım! Hiç unutma ki, bir millet dâimâ iffetli, îmanlı ve vatanperver annelerle zafer kazanır. Cennet, ancak bu meziyetlere sâhip hakîkî annelerin ayakları altındadır. Böyle annelerle toplum âbâd olur; böyle olmayanlarla da berbâd olur! Zîrâ her evlât, müsbet veya menfî ilk feyzini annesinden emer.

Evlâdım! Eğer bir cemiyette fedâkâr, vefâkâr ve çilekeş anneler, yâni gerçek analar varsa, orada Fâtihler, cihangirler ve evliyâullâh vardır… Anneler, târihin gözükmeyen, gizli kahramanlarıdır. Bizler, evlâdını hep abdestli olarak ve Yâsîn’lerle emziren annelerin çocuklarıyız…

İşte Seyyid de böyle yetişti. Çanakkale Harbi’nden sonra da iffetiyle yaşadı. Fakirlik, yoksulluk ve pek çok sıkıntılar çekti, lâkin dîninden ve ahlâkından hiçbir zaman tâviz vermedi…”

Bundan sonra Târih Baba, genci bugünlere getirdi.