TÂRİH BABA
Rüyâsında Âdem -aleyhisselâm- ile hayâta başlayan ve asırları elinde tutan bir ihtiyarla karşılaşmıştı. Bu yaşlının adı Târih Baba’ydı. Yüzü, binlerce yıllık beşerî târihin acı-tatlı hâtıralarından bin bir iz taşıyordu. Sayısız mâcerâlar, dramlar, trajediler; sevinçler, üzüntüler ve insanlığa âit daha neler neler onun bakışlarından yansıyordu. Sanki geçmişteki bütün vâkıalar onda, üst üste çakışan milyonlarca gölgeler gibi girift bir hâlde idi. Nice zaferlerin sevinci ve mağlûbiyetlerin hüznü, iç içe onun hâlinden okunmaktaydı. Gelip geçen hâdiselerin akisler yığınıydı. Çok yaşlı olduğu, yaşadığı hâdiselerle iki büklüm olan beli ve uzun hırpânî saç ve sakalının bembeyaz kesilmesinden anlaşılan Târih Baba, sanki haritalar mecmuasıydı. Muzdarip delikanlının alnını şefkatle okşadı ve:
“–Evlâdım! Seni çok bedbin, sıkıntılı ve muzdarip görüyorum. Binlerce yıldır akıp giden insanlık târihinin yalnız bir tek kesitine nazar edenler, dar bir ufuktan bakanlar, hakîkate vâsıl olamazlar. Sen mü’min ve şerefli bir ecdâdın mirasçısısın; hayâtın ilâhî tecellî itibârıyla müthiş bir kar-kış mevsimine rastlasa bile, mükedder olup aslâ ye’se düşme! İstikbâldeki baharın ümit ve tesellîsiyle kendini teskîn edebilmelisin. Bu dirâyeti kazanabilmen için şimdi seninle bir seyahate çıkacağız.” dedi.
Sonra elinden tuttuğu genci dolaştırmaya başladı.
