EBU’S-SUÛD EFENDİ’Yİ ZİYARET
Büyük âlim, kendisini ziyarete gelen Târih Baba ile gence bir hâtıra nakletti:
Birgün Kânûnî Sultan Süleyman, sarayın bahçesinde armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülebilmesi için benden aşağıdaki beyitle fetvâ istemişti:
Dırahta ger ziyân etse karınca
Zararı var mıdır ânı kırınca?
Pâdişâh’ın bu fetvâ talebi üzerine, ben de, bir beyitle şöyle cevap vermiştim:
Yarın Hakk’ın dîvânına varınca;
Süleyman’dan hakkın alır karınca!
Böylece o cihan pâdişâhının bir karıncayı bile incitmekten kaçınan bir adâlet ve merhamet duyguları içinde yaşamasına yardımcı ve muvaffak oldum.
Oğlum! Devrinizin kendi öz bünyesinde kaybettiği ahlâk, zarâfet, incelik, diğergâmlık, sebat ve doğruluk gibi ölçüleri yeniden kazanmanız zarûrîdir. Yoksa maddî ve zâhirî mânâda tâlip olduğunuz yükselişlere ulaşmış bulunsanız bile bu, öz itibârıyla ham ve sakat kalmaya mahkûmdur. Hayat ve hâdiseleri böyle ince ve derin bir perspektiften telâkkî etmedikçe üzerinizdeki îman nîmetinin îcâb ettirdiği olgunluğa kavuşabildiğinizi sanmamalısınız…”
Târih Baba’nın, elinden tutarak dolaştırdığı genç, şâhid olduğu ibretli manzaralarla, îmâlı derslerle, hikmet dolu tavsiye ve irşadlarla o hâle gelmişti ki, aldığı nasipleri hazmederek kendi kendisini yeniden inşâ etme ihtiyâcını hissediyordu. Bu oluşun heyecan ve ağırlığı ile başı dönüyor, kalbi sıkışıyordu. Târih Baba, ona dönerek:
“–Evlâdım!” dedi. “Bu ziyaretlerimizde ecdâdından aldığın îkaz ve irşad derslerini iyi hazmetmelisin! Bunların çoğu büyük kalabalıklar için anlaşılmaz bir sırdır. Bunlar sana ifşâ edildi. Onları iyi idrâk et ve gerideki nesillere de intikâl ettir. Bir insan için en ağır yük, sır ve hikmettir. Görüyorum ki, sen de bu yük altında iyice bunaldın.
Evlâdım! Bir başka sefer, yine âlem-i mânâda, duraklama ve çöküş devirlerine uğrayacağız. O devirlerde Özi Kalesi elden çıkınca, bunun acısına dayanamayıp kısa zamanda vefât eden I. Abdülhamîd’in hâli, nasıl îzâh edilebilir? «Asker evlâtlarımız ve mâsum ahâlî parçalandı!» diye sultana hayatına mâl olacak derecede «âhh» çektiren ve gönlünü elemle dolduran îman hassâsiyeti ne müthiştir! Bütün bu ibretler ışığında Çanakkale’ye gideceğiz, İstiklâl Harbi’nin kahramanları olan Kuvâ-yı Milliye ile görüşeceğiz…
Ancak bugün, son olarak I. Ahmed Han ile Hüdâyî Hazretleri’ni ziyaretle iktifâ edelim.”
