İÇİNDEKİLER
ARAMA:

BİR GENCİN RÜYÂSI

Yirmi yaşlarında bir delikanlı…

Kemâl-zevâl dengesi içinde akıp giden bu âlemdeki hâlden hâle geçişlerin sonsuzluğuna berrak bir şekilde vâkıf olamıyordu. Birbirine dolaşmış iplik yumakları gibi karmakarışık his ve fikirlerin zebûnu olmaktan kendini kurtaramıyordu.

Zihninde müthiş bir yangın vardı. Yüreğinde sanki mahşer kaynıyordu… İdrâki, dünyâya geliş ve dünyâdan gidiş gibi iki muazzam sırrın arasına sıkışmış kalmıştı… Aklı, hayâtın türlü iniş ve çıkışları; sayısız aldanmalar, kazanmalar, kaybetmelerle dolu ihtilâç zincirleri ile âdeta bağlanmıştı… Esrar yüklü muammâları aşamıyordu. Sayısız mahlûkâtın, birbirinden değişik kader programları neyin nesiydi? Velhâsıl binbir türlü çalkantı içinde yüzüp gidiyor, kendisini âdeta köksüz bir ağaç gibi kurumaya mahkûm görüyordu…

Genç, böylece gönlüne huzur verecek bir görüş berraklığına ulaşamadan saatlerce önündeki târih kitabının, sonsuza tutulmuş bir aynanın içi kadar derinleşmiş sayfalarına loş nazarlarla bakmaya devâm ediyordu. Uyku ile uyanıklık arasında, yâni yakaza hâlinde âdeta bir zaman tüneline girmişçesine mânidar bir rüyâ gördü: